ÖZGÜL FOBiLER
3 Şubat 2008
Özgül fobi, ya da daha genel adıyla basit fobi, genelde hiç tehlikesi olmayan ya da çok az tehlikesi olan bir nesne ya da durum karşısında yaşanan, uzun süreli ve nedensiz korku olarak tanımlanabilir. Bu nesne ve durumların düşüncesi de aynı nedensiz korku tepkisini meydana getirmektedir. Nesne ya da olayla karşılaşmak, anında tepkiyi getirip, kişinin ağır bir anksiyeteyle boğuşmasına sebep olmaktadır. Ya da kişi olay veya nesneden tamamen uzaklaşmaktadır. Fobinin ya da fobiye sebep olan durumdan kaçınmanın yol açtığı mutsuzluk kişinin yaşam fonksiyonlarını gözle görülür ölçüde etkileyebilmektedir. Basit fobisi olan bir yetişkin hissettiği korkunun gerektiğinden fazla ve nedensiz olduğunun bilincinde olsa da bu korkunun üstesinden gelememektedir.
Korkulan nesne veya olaya göre, farklı fobi çeşitleri vardır.
Bunlar:
• Hayvan Fobileri: Örnek olarak, köpek, kedi, yılan, böcekler ya da fareden korkmak sayılabilir.Hayvan fobileri en yaygın fobi türüdür.
• Durumsal Fobiler: Bu, belli bazı durumlara karşı duyulan korkudur. Örneğin uçma, araba kullanma, arabada ya da toplu taşıma aracında yolculuk etme, köprü ya da tünelden geçme, kapalı bir yerde bulunma korkuları gibi...
• Doğal Çevresel Fobiler: Fırtına, yükseklik, su korkusu gibi
• Kan- Enjeksiyon- Yaralanma Fobileri: Yaralanma korkusu ya da kan alımı gibi damardan yapılan tıbbi müdahalelerde kan görmekten korkmak gibi
• Diğer Fobiler: Düşmekten, yüksek seslerden, palyaçolar gibi kostümlü kişilerden korkmak gibi...
Bir kişi birden fazla basit fobiye sahip olabilmektedir.
Basit fobinin belirtirleri nelerdir?
Belirtileri şu şekilde sıralayabiliriz:
• Bir nesne ya da duruma karşı duyulan abartılı ve mantıksız, nedensiz korku
• Nesne ya da durumdan sürekli kaçınmak ya da bunlarla karşılaşıldığında büyük azap çekmek.
• Panik ataktaki fiziksel semptomlar: Kalp çarpıntısı, mide bulantısı ya da ishal, terleme, titreme, irkilme, uyuşukluk ya da uyuşma, vücutta karıncalanma, nefes darlığı,baş dönmesi, boğuluyormuş gibi hissetme.
• Beklenen anksiyete: Zaman içinde korkulan durum ya da nesneyle karşılaşmanın gerginlik yaratıyor olması ve önceden de bu karşılaşmaların kaygıyla beklenmesi. (Örneğin köpek fobisi olan bir kişi yürüyüşe çıkmaktan kaçınıyor olabilir çünkü sokakta köpek görebileceğinden korkmaktadır.)
Basit fobisi olan çocuklar ise anksiyetelerini ağlayarak, ebeveynine yapışarak ya da sinir krizine benzer bir nöbetle gösterirler.
Basit fobilerin görülme sıklığı nedir?
Detay için tıklayınız.. Veritas Psikiyatri PDF Arşivi OBSESiF KOMPULSiF BOZUKLUK
3 Şubat 2008
Obsesif kompulsif bozukluk (0KB), kişileri sürekli tekrarlayan, sonsuz düşünce ve hareket çemberleri içine hapseden, oldukça ketleyici bir anksiyete bozukluğu türüdür. Obsesyonlar (saplantılar) ve kompulsiyonlar (zorlantılar) ile karakterizedir. OKB’si olan kişiler tekrar eden ve sıkıntı yaratan, kontrol edemedikleri düşünce, korku ya da imajların (obsesyonlarin) esiri olmuşlardır. Bu düşüncelerden kaynaklanan anksiyete kişiyi bazı ritüelleri ya da rutinleri (kompulsiyonlar, zorlantılar) sergilemeye iter. Kompulsif davranışlar ve ritüeller çoğunlukla obsesif düşüncelerden kurtulmak ve onları engellemek amacıyla yapılır.
Ritüeller obsesif düşünceyi geçici olarak durdursa da kişi, obsesif düşünce tekrarladığında bu davranışı tekrar yapmak zorundadır. Bu saplantı ve zorlantılar zinciri gün içinde kişinin saatlerini almaya kadar gidebilir ve normal aktivitelerini önemli ölçüde zedeler, engeller. 0KB tanısı almış olan bir kişi obsesyon ve kompulsiyonlarının anlamsız ve gerçekçi olmadığının farkında olabilir ama kendisini alıkoyamaz.
OKB’nin belirtileri nelerdir?
0KB semptomları yani obsesyonlar ve kompulsiyonlar çok çeşitli olabilir.
Sık görülen obsesyonlar:
• Mikroplardan kaynaklanan kirlilik ve kontaminasyon, bozulma korkusu
• Başkalarına zarar verme korkusu
• Aşağılanma ya da sosyal olarak kabul edilemez bir davranışa uğrama korkusu
• Kötü ya da günahkar düşüncelere sahip olma korkusu
• Düzen, simetri ve kesinlik ihtiyacı
• Abartılı şüphe duyma ve sabit güven ihtiyacı
Sık görülen kompulsiyonlar:
• Tekrar tekrar yıkanmak, duş almak ya da elleri yıkamak
• El sıkışmayı ya da kapı tokmaklarına dokunmayı reddetmek
• Tekrar tekrar kilit ya da ocak gibi şeyleri kontrol etmek
• Rutin işler sırasında sürekli sayı saymak (içten ya da sesli)
• Eşyaları, nesneleri aynı şekilde düzenlemek
• Yemeği belli bir sıraya göre yemek
Detay için tıklayınız Veritas Psikiyatri PDF Arşivi AKUT STRES BOZUKLUĞU
3 Şubat 2008
Akut Stres Bozukluğunun Tanımı Nedir?
Kişi, yaşamsal bir tehdit ya da gerçek bir ölüm içeren bir olaya şahit ya da dahil olduysa, kendisine ya da başkalarına karşı fiziksel şiddet veya yaralama gerçekleştiyse ve kişinin bu olayı takip eden bir ay içinde korku ve çaresizlik içeren tepkiler verdiği gözlemleniyorsa akut stres bozukluğu ortaya çıkmaktadır. Tanı, post travmatik stres bozukluğu gözlemlenen kişileri ayırt edebilmek için geliştirilmiştir. Bu bozukluk, yeni bir tür olmasına karşın, yıllardır “kabuk şoku” (shell shock) olarak adlandırıldığı bilinmekteydi. Ayrıca yalnızca, Amerikan iç savaşından dönen askerlerde görüldüğü için, askerlere özgü bir durum olduğu düşünülmekteyken, sivillerde de bu rahatsızlığa rastlanabileceği anlaşılmıştır. Akut stres bozukluğu kısa süre önce tam olarak aydınlanan bir konudur. Çünkü bir travma yaşadıktan sonra kişilerde post travmatik stres bozukluğuna benzer belirtiler de görülebilmektedir.
Travmanın hem tıbbi hem de psikiyatrik açıklamaları bulunmaktadır. Tıbben travma, vücutta ciddi ve kritik yaralanma, şok ya da hasar oluşmasına işaret etmektedir. Bu açıklama genellikle acil serviste kullanılan bir alanı tanımlamaktadır. Psikiyatride travma, duygusal acı veren üzücü ya da şok edici ve genellikle uzun süreli fiziksel veya ruhsal etkiler oluşturan tecrübeleri karşılayan farklı bir anlama denk gelmektedir.
Psikiyatrik travma ya da duygusal hasar, aslında uç bir olaya verilebilecek normal bir tepkidir. Beynin derinliklerindeki yapılarda tutulan stres yaratıcı olayla ilgili duygusal anılar oluşturmayı kapsar. Yaygın olarak, travmatik olay ne kadar doğrudan yaşanırsa, duygusal hasar alma riskinin de o denli yüksek olacağına inanılmaktadır. Sınıfta gerçekleşen bir silahlı yaralama olayını ele alırsak, yaralanan öğrenci en ağır duygusal hasarı alacaktır. Sınıf arkadaşının yaralandığını gören öğrenci de, olay gerçekleştiğinde okulun başka bir kısmında bulunan diğer bir öğrenciye oranla daha fazla etkilenmiş olacaktır. Ancak ikinci elden şiddete maruz kalmak bile çok travmatik olacaktır. Bu nedenle şiddete ya da bir afete, yalnızca medya vasıtasıyla bile olsa tanık olmuş tüm çocuk ve ergenlerin, duygusal sıkıntılar yaşayıp yaşamadıkları anlamında dikkatlice izlenmeleri gerekmektedir.
İzmir’in ruhsal sorun haritası çıkarılacak
3 Şubat 2008
larının haritası çıkarılacak.
İZMİR’de ilk kez gerçekleştirilecek çalışmayla değişik gelir ve kentleşme düzeyi olan semtlerde psikiyatrik bozuklukların taranmasının amaçlandığını açıklayan Proje Yürütücüsü ve Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hayriye Elbi Mete, projenin Ege ve Dokuz Eylül Üniversitesi’nden öğretim üyelerinin dahil olduğu geniş bir araştırma ekibi tarafından yürütüldüğünü söyledi. Mete, TÜBİTAK destekli projenin, İzmir kent merkezini temsil eden 6 bin hanede devam edeceğini kaydedeke "Proje İzmir’de vatandaşlarımızın sosyodemografik bilgilerinin yanısıra toplumsal açıdan önem taşıyan bazı psikiyatrik rahatsızlıkların toplumdaki yaygınlığı açısından da bilgiler sunacak" dedi. Ege Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı’ndaki uzmanlar tarafından psikolog, hemşire, sağlık personelinden oluşan 10 kişilik bir ekibin özel olarak proje hakkında eğitildiğini kaydeden Prof. Mete, "Bu sayede kişilerde psikiyatrik bozukluklara özellikle de şizofreniye neden olan sosyal faktörler tanımlanabilecek. Bireylerin sosyal konumlarının ve yaşadıkları şehir bölgelerinin bazı psikiyatrik bozukluklara neden olup olmadğını belirlemeyi istiyoruz" diye konuştu.
Projenin araştırma ekibinde Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Feride Aksu, Dokuz Eylül Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Köksal Alptekin, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Genetik Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Ferda Özkınay, Uzman Dr. Hüseyin Onay, Psikiyatri Anabilim Dalı’ndan Dr. İbrahim Tolga Binmay yer alıyor.
Kaynak: İZMİR (DHA) Sigara Bunama Riskini Arttırıyor
2 Şubat 2008Tv İzlemek Psikolojiyi Bozuyor
2 Şubat 2008Bir Gecede Ne Kadar Nefessiz Kalıyorsunuz?
2 Şubat 2008İşte kadınların en büyük kabusu
22 Ocak 2008
Türkiye'de kadınların yüzde 17'si diğer bir deyişle yaklaşık 9 kadından 1'i idrar kaçırma sorunuyla karşılaşıyor.
Ancak bu sorunu yaşayan kadınların ise yarısına yakını utandığından ya da çaresiz olduğunu düşündüğünden doktora başvurmuyor, depresyona giriyor.
Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Ateş Karateke, kadınların yaşam kalitesini oldukça kötü yönde etkileyen idrar kaçırmaya neden olan etkenlerin başında pelvik organ sarkmalarının geldiğini belirtti. Yaş, gebelik, doğum, genetik yatkınlık, menopoz, obezite, ağır kaldırmak, kronik öksürük ve ciddi kabızlığın pelvik organ sarkmalarına neden olabileceğine dikkat çeken Karateke, pelvik taban kaslarının ve bağ dokularının hasara en çok uğradıkları dönemin gebelik ve doğum olduğunu kaydetti. Karateke, vajinal doğum sayısı artıkça pelvik organların sarkma riski 4-11 kat arttığına dikkat çekti.
PELVİK ORGAN SARKMALARI BÖBREK HASARINA NEDEN OLABİLİR
Pelvik organ sarkmalarının ciddiyetinin yavaş yavaş ve zaman içinde arttığını ve bulguların hastalar tarafından başlangıçta kesin olarak bilinemeyeceğini belirten Karateke, “Ancak, cinsel ilişki sırasında hissedilen ağrı, kullanılan vajinal tamponun düşmesi, basınç hissi ve dışarı doğru sarkmanın olması ilk bulgu olabilir" dedi. Karateke, sorunun tedavi edilmemesi durumunda ciddi sarkmaların idrar yapamamaya ve böbrek hasarına neden olacağına dikkat çekti.
İDRAR KAÇIRMA DEPRESYONA NEDEN OLUYOR
Karateke, “Bu sorunu yaşayan kadınların ise yarısına yakını utandığından ya da çaresiz olduğunu düşündüğünden doktora başvurmuyor, bu nedenle de depresyona giriyor. ıdrar tutamama zaman içinde hastayı çevresinden uzaklaştırıp asosyal ve depresif bir yaşam şekline zorlayabilir" dedi.
YANLIŞ TEDAVİ YAŞAM KALİTESİNİ BOZUYOR
Türkiye’de yaklaşık dokuz kadından birinin, idrar kaçırma veya pelvik organ sarkması nedeni ile ameliyat olduğunu ve bunlar içinden üçte birinin tekrar ameliyat için başvurduğunu belirten Karateke, şunları kaydetti: “Öncelikle operasyondan önce hastalarla uzun uzun görüşmek, olguları her yönü ile değerlendirmek gerekir. Sarkma ve idrar tutamama cerrahisi yapan hekimlerin birçok ameliyat çeşidini başarı ile uygulayabilmesi gerekir. Çünkü her hastanın sarkma bölgesi, derecesi ve idrar tutamama şikâyeti farklı farklıdır, bu olgular için değişik ameliyatlar gerekebilir. ıdrar kaçırma ve sarkmada ilk yapılacak operasyon çok önemlidir. Eğer bu operasyon başarısız olursa sonraki düzeltmeler daha zor ve problemli olacaktır. Hekim olarak temel amacımız idrar kaçırma veya pelvik organ sarkması nedeni ile başvuran hastalarımızda yaşam kalitesini iyileştirmektir. Bunun için hastalarımızın temel şikâyetini belirlemek için dikkatli bir sorgulama yapmak ve buna sebep olan sarkma veya temel problemi anlayıp cerrahi planımızı yapmak olmalıdır. Aksi yönde yapılan müdahaleler yaşam kalitesini kötüleştirmektedir.''
İDRAR KAÇIRMA BİR HASTALIK DEĞİLDİR
Jinekoloji kliniğine başvuran kadınların önemli bir kısmının idrar tutamama veya pelvik organ sarkmalarından yakındığını ifade eden Karateke, “Ancak bilinmelidir ki idrar tutamama bir hastalık değildir, idrar tutamamanın birçok sebebi olabilir. Örneğin Parkinson ve Alzheimer hastalığının ilk bulgusu olarak idrar kaçırma karşımıza çıkabilir. İdrar tutamamanın tedavisindeki başarı için anahtar nokta sebebin iyi araştırılıp tedaviye daha sonra başlamaktır" dedi.
Kaynak : Bugün Dikkat! Belki siz de hastasınız...
22 Ocak 2008
Boğazınız tıkanıyor, kalbiniz hızlı mı atıyor?
Ülkemizdeki 4.5 milyon kişi, ölüm korkusu, nefes alamama hissi, panik nöbetleri gibi psikolojik rahatsızlıklar yaşıyor Bunların 3.5 milyonunu da kadınlar oluşturuyor. Ama tedavi olmak için profesyonel yardım alanların çoğu erkek.
Psikolojide uzun süreli endişe hali olarak tanımlanan anksiyete yani bunaltı bozuklukları yaşayanların sayısı gün geçtikçe artıyor. Türkiye'de sosyal anksiyete, yaygın bunaltı bozukluğu, obsesif, kompülsif bozukluk, panik bozukluğu, agorafobi ve özgül fobi olarak adlandırılan hastalıklara yakalanan toplam 4 buçuk milyon insan bulunuyor.
Bunun 3 buçuk milyonunu ise kadınlar oluşturuyor. Toplumun yüzde 7'sinde görülen bu hastalıklar, kişilerin sosyal hayatlarını da etkiliyor . Anksiyeteye yakalananlar sürekli ölüm korkusu yaşadıkları için eve kapanıyor. Bir ortama girmeyi başaranların ise önce elleri titriyor, yüzleri kızarıyor.
KORKMAYIN, YÜZLEŞİN
Kalbin hızlı çarpması, nefes alamama, boğazda tıkanıklık hissi, ölüm korkusu bu psikolojik bozuklukların en önemli belirtileri arasında sayılıyor. Kadının sosyal ortama girememesi ise herhangi bir konuda fobi oluşturmasının en büyük etkeni.
Hacettepe Üniversitesi "nden psikiyatr Prof. Dr. Cengiz Kılıç , erkeklerin kadınlardan daha fazla sosyal ortamda bulunmalarının, hastalıklarını fark etmelerine imkan sağladığını ifade etti. Kılıç , "Kadınlar yaşadıklarını günlük endişe hali olarak tanımlıyorlar. Dolayısıyla sorunlarını içlerinde yaşıyorlar. Genelde profesyonel yardım alanlar ise erkekler. Korkularınızla yüzleşirseniz bu hastalıklardan kurtulursunuz" diyor.
Kaynak : Diplomat Haber