Siirt Devlet Hastanesi "nde görevli Psikiyatri Uzmanı Dr . Akfer Kahiloğulları bahar aylarında psikolojik rahatsızlıkların arttığını belirterek, ilaçların aksatılmamasını ve bol bol egzersiz yapılmasını söyledi. Hasta yakınlarının bu mevsimde daha çok dikkatli davranmalarını isteyen Dr.Kahiloğulları, "Duyu bozuklukları dediğimiz grup, o gruptaki hastaların özellikle yakınları çok dikkatli olmak zorundalar. Çünkü uyku siklusi yaşanıyor. Bu dönemde uyku düzenin bozulmasında, mevsimlik özelliğinde bahar aylarında panik depresif hastalıklar var. Özellikle maniye çok yakın onların yakınları özelikle bazen fark edemeyebilirler. Onlardaki en ufak bir davranış değişikliğinde, uyku değişikliğine karşı duyarlı olmalı genel anlamda fiziksel yorgunlun insanlar üzerinde bir stres yükü oluşturabilir. Havaların ısınmasıyla beraber egzersiz yapılmalı. Haftada 40 ile 45 dakika arasında 2 veya 3 seanslık yada daha kısa yapılabiliyorsa mesela yürüyüş veya benzer egzersizlerle yapılması iyi olur. Bölgesel olarak hastalıklarda bir farklılık görünmüyor ama baharda mevsim değişikliği olduğu için her yerde mevsimsel örtüsü farklı yaşanıyor. Biz burada kış ile ilgili çok fazla zorluklar yaşamıyoruz ama mevsimsel olan depresif bozukluklar çok fazladır. Burada da sıcaklara yönelik sıkıntılar artabiliyor. Burada bahar daha uzun yaşandığı için tabi ki daha fazla sıkıntı yaşanabiliyor. Bu da daha çok fiziksel olan bir açı ama psikiyatri gruplar için Marmara ile burası arasında çok büyük bir fark görünmüyor. Uyku konusunda uyku süresine çok iyi dikkat edilmeli, bunun dışında o insanların psikomuteraktif değerinde artış gösterirlerse konuşmasında artış kendine aşırı güvenmede artış zaten daha önceki ataklarında bu hastalar bunları yaşamış oluyorlar. Bu hastaların ilaçlarını bu dönemde lütfen aksatmasınlar onlar evde sürekli ilaç kullanan bir grup çünkü tekrarlar bizi çok zor durumda bırakıyor" dedi.

ÖZGÜL FOBiLER

3 Şubat 2008
“Fobi” terimi, belli bazı nesne ve olaylar karşısında ortaya çıkan belirtilere işaret eder.Özgül Fobiler Özgül fobi, ya da daha genel adıyla basit fobi, genelde hiç tehlikesi olmayan ya da çok az tehlikesi olan bir nesne ya da durum karşısında yaşanan, uzun süreli ve nedensiz korku olarak tanımlanabilir. Bu nesne ve durumların düşüncesi de aynı nedensiz korku tepkisini meydana getirmektedir. Nesne ya da olayla karşılaşmak, anında tepkiyi getirip, kişinin ağır bir anksiyeteyle boğuşmasına sebep olmaktadır. Ya da kişi olay veya nesneden tamamen uzaklaşmaktadır. Fobinin ya da fobiye sebep olan durumdan kaçınmanın yol açtığı mutsuzluk kişinin yaşam fonksiyonlarını gözle görülür ölçüde etkileyebilmektedir. Basit fobisi olan bir yetişkin hissettiği korkunun gerektiğinden fazla ve nedensiz olduğunun bilincinde olsa da bu korkunun üstesinden gelememektedir. Korkulan nesne veya olaya göre, farklı fobi çeşitleri vardır. Bunlar: • Hayvan Fobileri: Örnek olarak, köpek, kedi, yılan, böcekler ya da fareden korkmak sayılabilir.Hayvan fobileri en yaygın fobi türüdür. • Durumsal Fobiler: Bu, belli bazı durumlara karşı duyulan korkudur. Örneğin uçma, araba kullanma, arabada ya da toplu taşıma aracında yolculuk etme, köprü ya da tünelden geçme, kapalı bir yerde bulunma korkuları gibi... • Doğal Çevresel Fobiler: Fırtına, yükseklik, su korkusu gibi • Kan- Enjeksiyon- Yaralanma Fobileri: Yaralanma korkusu ya da kan alımı gibi damardan yapılan tıbbi müdahalelerde kan görmekten korkmak gibi • Diğer Fobiler: Düşmekten, yüksek seslerden, palyaçolar gibi kostümlü kişilerden korkmak gibi... Bir kişi birden fazla basit fobiye sahip olabilmektedir. Basit fobinin belirtirleri nelerdir? Belirtileri şu şekilde sıralayabiliriz: Bir nesne ya da duruma karşı duyulan abartılı ve mantıksız, nedensiz korku Nesne ya da durumdan sürekli kaçınmak ya da bunlarla karşılaşıldığında büyük azap çekmek. Panik ataktaki fiziksel semptomlar: Kalp çarpıntısı, mide bulantısı ya da ishal, terleme, titreme, irkilme, uyuşukluk ya da uyuşma, vücutta karıncalanma, nefes darlığı,baş dönmesi, boğuluyormuş gibi hissetme. Beklenen anksiyete: Zaman içinde korkulan durum ya da nesneyle karşılaşmanın gerginlik yaratıyor olması ve önceden de bu karşılaşmaların kaygıyla beklenmesi. (Örneğin köpek fobisi olan bir kişi yürüyüşe çıkmaktan kaçınıyor olabilir çünkü sokakta köpek görebileceğinden korkmaktadır.) Basit fobisi olan çocuklar ise anksiyetelerini ağlayarak, ebeveynine yapışarak ya da sinir krizine benzer bir nöbetle gösterirler. Basit fobilerin görülme sıklığı nedir? Detay için tıklayınız.. Veritas Psikiyatri PDF Arşivi
Kategori : Sosyal Fobi | Yorum Yok »
OBSESiF KOMPULSiF BOZUKLUK Obsesif kompulsif bozukluk (0KB), kişileri sürekli tekrarlayan, sonsuz düşünce ve hareket çemberleri içine hapseden, oldukça ketleyici bir anksiyete bozukluğu türüdür. Obsesyonlar (saplantılar) ve kompulsiyonlar (zorlantılar) ile karakterizedir. OKB’si olan kişiler tekrar eden ve sıkıntı yaratan, kontrol edemedikleri düşünce, korku ya da imajların (obsesyonlarin) esiri olmuşlardır. Bu düşüncelerden kaynaklanan anksiyete kişiyi bazı ritüelleri ya da rutinleri (kompulsiyonlar, zorlantılar) sergilemeye iter. Kompulsif davranışlar ve ritüeller çoğunlukla obsesif düşüncelerden kurtulmak ve onları engellemek amacıyla yapılır. Ritüeller obsesif düşünceyi geçici olarak durdursa da kişi, obsesif düşünce tekrarladığında bu davranışı tekrar yapmak zorundadır. Bu saplantı ve zorlantılar zinciri gün içinde kişinin saatlerini almaya kadar gidebilir ve normal aktivitelerini önemli ölçüde zedeler, engeller. 0KB tanısı almış olan bir kişi obsesyon ve kompulsiyonlarının anlamsız ve gerçekçi olmadığının farkında olabilir ama kendisini alıkoyamaz. OKB’nin belirtileri nelerdir? 0KB semptomları yani obsesyonlar ve kompulsiyonlar çok çeşitli olabilir. Sık görülen obsesyonlar: • Mikroplardan kaynaklanan kirlilik ve kontaminasyon, bozulma korkusu • Başkalarına zarar verme korkusu • Aşağılanma ya da sosyal olarak kabul edilemez bir davranışa uğrama korkusu • Kötü ya da günahkar düşüncelere sahip olma korkusu • Düzen, simetri ve kesinlik ihtiyacı • Abartılı şüphe duyma ve sabit güven ihtiyacı Sık görülen kompulsiyonlar: • Tekrar tekrar yıkanmak, duş almak ya da elleri yıkamak • El sıkışmayı ya da kapı tokmaklarına dokunmayı reddetmek • Tekrar tekrar kilit ya da ocak gibi şeyleri kontrol etmek • Rutin işler sırasında sürekli sayı saymak (içten ya da sesli) • Eşyaları, nesneleri aynı şekilde düzenlemek • Yemeği belli bir sıraya göre yemek Detay için tıklayınız Veritas Psikiyatri PDF Arşivi

AKUT STRES BOZUKLUĞU

3 Şubat 2008

Akut Stres BozukluğuAkut Stres Bozukluğunun Tanımı Nedir? Kişi, yaşamsal bir tehdit ya da gerçek bir ölüm içeren bir olaya şahit ya da dahil olduysa, kendisine ya da başkalarına karşı fiziksel şiddet veya yaralama gerçekleştiyse ve kişinin bu olayı takip eden bir ay içinde korku ve çaresizlik içeren tepkiler verdiği gözlemleniyorsa akut stres bozukluğu ortaya çıkmaktadır. Tanı, post travmatik stres bozukluğu gözlemlenen kişileri ayırt edebilmek için geliştirilmiştir. Bu bozukluk, yeni bir tür olmasına karşın, yıllardır “kabuk şoku” (shell shock) olarak adlandırıldığı bilinmekteydi. Ayrıca yalnızca, Amerikan iç savaşından dönen askerlerde görüldüğü için, askerlere özgü bir durum olduğu düşünülmekteyken, sivillerde de bu rahatsızlığa rastlanabileceği anlaşılmıştır. Akut stres bozukluğu kısa süre önce tam olarak aydınlanan bir konudur. Çünkü bir travma yaşadıktan sonra kişilerde post travmatik stres bozukluğuna benzer belirtiler de görülebilmektedir. Travmanın hem tıbbi hem de psikiyatrik açıklamaları bulunmaktadır. Tıbben travma, vücutta ciddi ve kritik yaralanma, şok ya da hasar oluşmasına işaret etmektedir. Bu açıklama genellikle acil serviste kullanılan bir alanı tanımlamaktadır. Psikiyatride travma, duygusal acı veren üzücü ya da şok edici ve genellikle uzun süreli fiziksel veya ruhsal etkiler oluşturan tecrübeleri karşılayan farklı bir anlama denk gelmektedir. Psikiyatrik travma ya da duygusal hasar, aslında uç bir olaya verilebilecek normal bir tepkidir. Beynin derinliklerindeki yapılarda tutulan stres yaratıcı olayla ilgili duygusal anılar oluşturmayı kapsar. Yaygın olarak, travmatik olay ne kadar doğrudan yaşanırsa, duygusal hasar alma riskinin de o denli yüksek olacağına inanılmaktadır. Sınıfta gerçekleşen bir silahlı yaralama olayını ele alırsak, yaralanan öğrenci en ağır duygusal hasarı alacaktır. Sınıf arkadaşının yaralandığını gören öğrenci de, olay gerçekleştiğinde okulun başka bir kısmında bulunan diğer bir öğrenciye oranla daha fazla etkilenmiş olacaktır. Ancak ikinci elden şiddete maruz kalmak bile çok travmatik olacaktır. Bu nedenle şiddete ya da bir afete, yalnızca medya vasıtasıyla bile olsa tanık olmuş tüm çocuk ve ergenlerin, duygusal sıkıntılar yaşayıp yaşamadıkları anlamında dikkatlice izlenmeleri gerekmektedir. Akut Stres Bozukluğunun Belirtileri Nelerdir? Akut stres bozukluğu tanısı koymak için, yaşanan travmadan sonraki bir ay içinde belirtilerin iki gün ya da dört haftalık bir süre boyunca görülebilmesi gerekmektedir. Bir kişide akut stres bozukluğu olduğunu söyleyebilmek için, kişide gözlenen belirtilerin başka bir ruhsal ya da tıbbi rahatsızlık ile açıklanamaması gerekmektedir. Eğer belirtilerin görülme süresi bir ayı geçerse, yaşanan rahatsızlığın adı artık post travmatik stres bozukluğu olacaktır. Belirtiler arasında aşağıdakiler sayılabilmektedir: Detay için tıklayın Veritas PDF Arşivi

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı tarafından yürütülen "Şizofreni ve Diğer Psikotik Bozukluklarda Gen-Çevre Etkileşimi" konulu projeyle, İzmir’in rlarının haritası çıkarılacak. İZMİR’de ilk kez gerçekleştirilecek çalışmayla değişik gelir ve kentleşme düzeyi olan semtlerde psikiyatrik bozuklukların taranmasının amaçlandığını açıklayan Proje Yürütücüsü ve Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hayriye Elbi Mete, projenin Ege ve Dokuz Eylül Üniversitesi’nden öğretim üyelerinin dahil olduğu geniş bir araştırma ekibi tarafından yürütüldüğünü söyledi. Mete, TÜBİTAK destekli projenin, İzmir kent merkezini temsil eden 6 bin hanede devam edeceğini kaydedeke "Proje İzmir’de vatandaşlarımızın sosyodemografik bilgilerinin yanısıra toplumsal açıdan önem taşıyan bazı psikiyatrik rahatsızlıkların toplumdaki yaygınlığı açısından da bilgiler sunacak" dedi. Ege Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı’ndaki uzmanlar tarafından psikolog, hemşire, sağlık personelinden oluşan 10 kişilik bir ekibin özel olarak proje hakkında eğitildiğini kaydeden Prof. Mete, "Bu sayede kişilerde psikiyatrik bozukluklara özellikle de şizofreniye neden olan sosyal faktörler tanımlanabilecek. Bireylerin sosyal konumlarının ve yaşadıkları şehir bölgelerinin bazı psikiyatrik bozukluklara neden olup olmadğını belirlemeyi istiyoruz" diye konuştu. Projenin araştırma ekibinde Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Feride Aksu, Dokuz Eylül Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Köksal Alptekin, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Genetik Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Ferda Özkınay, Uzman Dr. Hüseyin Onay, Psikiyatri Anabilim Dalı’ndan Dr. İbrahim Tolga Binmay yer alıyor. Kaynak: İZMİR (DHA)
Neredeyse her gün sigaranın yeni bir zararı keşfediliyor. Son olarak Hollandalı bilim adamlarının yaptığı araştırmayla, sigara içen kişilerde Alzheimer veya bunama riskinin, sigara içmeyen veya sigarayı bırakmış kişilere göre yüzde 50 daha fazla olduğu belirlendi! 7 yıl süren araştırmada 55 yaş ve üzeri 7 bin kişiye ait verileri inceleyen bilim adamları, 706 kişide bunama geliştiğini tespit etti. Araştırmacılar, sigara içen kişilerde yüzde 50 oranında daha fazla bunama görüldüğünü belirtiyorlar. Hollanda’da bulunan Erasmus Tıp Merkezi’nden Dr. Monique Breteler, sigaranın serebrovasküler hastalık riskini artırdığını belirterek, şu açıklamalarda bulunuyor: “Bunamanın sebeplerinden biri de serebrovasküler hastalıklardır. Ayrıca sigara içen kişilerde büyük ölçüde oksidatif stres görülüyor ve Alzheimer hastalığında da yüksek oranda oksidatif strese rastlıyoruz. Oksidatif stres, kan damarlarındaki hücrelere zarar verebiliyor ve bu durumda damar sertliği ortaya çıkıyor.” Artık kanserden, iktidarsızlıktan veya kalp-damar hastalıklarına yakalanma riskinden etkilenmeyen tiryakileri bunama riski korkutur mu bilemiyoruz…
Hacettepe Üniversitesi’nce yapılan bir araştırmaya göre, aşırı televizyon izleme alışkanlığı çocuklarda uyku bozukluğuna yol açıyor. Araştırmaya göre, yatmadan önce televizyon izlenmesi sonucunda parlak ışığın uyku/uyanıklık döngüsünü düzenleyen melatonin salgısını baskılaması veya yayında yer alan şiddetin olumsuz etki oluşturması, uyku sorunlarının ortaya çıkmasına neden oluyor. Uzmanlar, 2 yaşından küçük çocukların televizyon izlememesini, bu yaştan sonra ise günlük sürenin 2 saatle kısıtlanmasının gereğini işaret ediyor. Araştırmaya göre, ana okulundaki çocukların yüzde 65.2’si, ilk öğretimdekilerin ise yüzde 57.7’si günde 2 saatten fazla televizyon izliyor. Çocukların yüzde 25.4’ünün 2 yaşından önce televizyon izlemeye başladığı, yüzde 29.1’inin de televizyonu tek başına izlediği belirlendi. Televizyonun çocuklarda yarattığı etkilerin de irdelendiği araştırmaya göre, aileler, televizyonun çocuklarının genel kültürünü artırdığını, eğitimine katkıda bulunduğunu, toplumu tanımasını sağladığını, espri ve dil yeteneklerini geliştirdiğini, görsel algısını artırdığını, gelişimini hızlandırdığını düşünüyor. Ailelere göre, televizyon çocuklarda anti-sosyallik, arkadaşlarıyla ilişkilerde olumsuzluk, gereksiz korkular, duygu sömürüsü, şiddete eğilim, uykusuzluk, tembellik, okuma alışkanlığı ve sorumluluk duygusunun gelişmemesi ve yaratıcılığın azalması gibi sonuçlar da ortaya çıkarıyor. Televizyonda çocukları en fazla etkileyen şiddet türleri sırasıyla şöyle: Ölüm-cinayet (yüzde79.9), vücut parçaları (yüzde 79.5), kavgalar ve dayak görüntüleri (yüzde 76.3), çocuklara yönelik saldırganlık görüntüleri (yüzde 75.9), hasta insan (yüzde 74.8), şiddet görüntüleri (yüzde 73.1), hayvanlara yönelik şiddet (yüzde 73), kazalar (yüzde 71.1), aile içi şiddet görüntüleri (yüzde 69.9), ağlama-çığlık-dehşet sesleri-efektler (yüzde 68), yıkma-yakma-patlatma (yüzde 67.4), soygun-baskın-terör (yüzde63.9), doğal efektler (yüzde 54.6)… Yeri gelince veliler “Bunlar televizyon çocuğu, her şeyi biliyorlar” diyorlar. Ancak görünen o ki, çocuklarımızı televizyonla kontrolsüz şekilde karşı karşıya bırakmaya devam edersek, “televizyon çocuğu” kavramı, “psikolojisi bozulmuş çocuk” anlamında kullanılmaya başlanacak…
Uyku sırasında saatte 5 defadan fazla ve 10 saniyeden uzun süren solunum durmasının, kalp krizi, felç, depresyon ve konsantrasyon kaybı gibi sonuçlar doğurabileceği bildirildi. Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Barlas Aydoğan, yaptığı açıklamada, ''Uyku Apnesi'' bilinen uyku sırasında nefessiz kalmanın, günümüzün en yaygın rahatsızlıklarından biri olduğunu ve ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Aydoğan, üst solunum yolu ve merkezi sinir sisteminin tembelliği ile ortaya çıkan nefessiz kalmanın, genellikle burundaki etler, kıkırdak eğirilikleri, küçük dil ile ilgili sorunlar, bademcikteki büyüme, çenenin küçük olması gibi nedenlerle ortaya çıktığını belirtti. Üst solunum yolunun uyku sırasında tekrar tekrar tıkanması ile kendini gösteren apnenin, kişinin gündelik yaşamını etkileyici, hatta ölümcül riskler taşıyan sonuçlar doğurabileceğini anlatan Prof. Dr. Aydoğan, şöyle konuştu: ''Uyku apnesine maruz kalan kişi, gün içinde aşırı uyku hali, konsantrasyon kaybı yaşar. Bunun yanı sıra sabah dinlenmeden kalkma, horlama, aşırı terleme, sık tuvalete gitme, ağızda kuruluk, dikkat eksikliği, konsantrasyon eksikliği, depresyon da apnenin sonuçlarıdır. Uyku sırasında kalbe düzenli oksijen gitmemesi kalp krizlerine, beyne oksijen gitmemesi ise felçlere neden olabilir. Bu tür şikayetler, göz ardı edilmemeli, kişi mutlaka uyku testine tabi tutulmalı.'' -''SAYISI VE SÜRESİ ÖNEMLİ''- Apnenin, uyku sırasında saatte 5 defadan fazla ve 10 saniyeden uzun süren solunum durması olarak adlandırıldığını belirten Prof. Dr. Barlas Aydoğan, bu sayının artmasının ise hastalığın şiddetini de artıracağını kaydetti. Apnenin tedavi öncesi olarak uzman doktor tarafından gruplandırılması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Aydoğan, bunun için ise kişinin polisonografi denilen uyku testine tabi tutulması ve tedavisinin de test sonuçlarına göre yapılması gerektiğini bildirdi. Polisonografi ile kişinin gece boyunca, beyin dalgaları, göz hareketleri, solunum sayılarının kontrol edildiğini anlatan Prof. Dr. Aydoğan, değerlendirmeye göre cerrahi müdahale ve ilaçla tedavi yöntemlerinin uygulandığını kaydetti. Prof. Dr. Aydoğan, uyku apnesinden korunmak için aşırı kilonun yanı sıra, alkol, sigara, kafein içeren maddelerden de uzak durulması gerektiğini sözlerine ekledi. Kaynak:TV8
Türkiye'de kadınların yüzde 17'si bu kabusu yaşadığı halde doktora gitmiyor. Türkiye'de kadınların yüzde 17'si diğer bir deyişle yaklaşık 9 kadından 1'i idrar kaçırma sorunuyla karşılaşıyor. Ancak bu sorunu yaşayan kadınların ise yarısına yakını utandığından ya da çaresiz olduğunu düşündüğünden doktora başvurmuyor, depresyona giriyor. Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Ateş Karateke, kadınların yaşam kalitesini oldukça kötü yönde etkileyen idrar kaçırmaya neden olan etkenlerin başında pelvik organ sarkmalarının geldiğini belirtti. Yaş, gebelik, doğum, genetik yatkınlık, menopoz, obezite, ağır kaldırmak, kronik öksürük ve ciddi kabızlığın pelvik organ sarkmalarına neden olabileceğine dikkat çeken Karateke, pelvik taban kaslarının ve bağ dokularının hasara en çok uğradıkları dönemin gebelik ve doğum olduğunu kaydetti. Karateke, vajinal doğum sayısı artıkça pelvik organların sarkma riski 4-11 kat arttığına dikkat çekti. PELVİK ORGAN SARKMALARI BÖBREK HASARINA NEDEN OLABİLİR Pelvik organ sarkmalarının ciddiyetinin yavaş yavaş ve zaman içinde arttığını ve bulguların hastalar tarafından başlangıçta kesin olarak bilinemeyeceğini belirten Karateke, “Ancak, cinsel ilişki sırasında hissedilen ağrı, kullanılan vajinal tamponun düşmesi, basınç hissi ve dışarı doğru sarkmanın olması ilk bulgu olabilir" dedi. Karateke, sorunun tedavi edilmemesi durumunda ciddi sarkmaların idrar yapamamaya ve böbrek hasarına neden olacağına dikkat çekti. İDRAR KAÇIRMA DEPRESYONA NEDEN OLUYOR Karateke, “Bu sorunu yaşayan kadınların ise yarısına yakını utandığından ya da çaresiz olduğunu düşündüğünden doktora başvurmuyor, bu nedenle de depresyona giriyor. ıdrar tutamama zaman içinde hastayı çevresinden uzaklaştırıp asosyal ve depresif bir yaşam şekline zorlayabilir" dedi. YANLIŞ TEDAVİ YAŞAM KALİTESİNİ BOZUYOR Türkiye’de yaklaşık dokuz kadından birinin, idrar kaçırma veya pelvik organ sarkması nedeni ile ameliyat olduğunu ve bunlar içinden üçte birinin tekrar ameliyat için başvurduğunu belirten Karateke, şunları kaydetti: “Öncelikle operasyondan önce hastalarla uzun uzun görüşmek, olguları her yönü ile değerlendirmek gerekir. Sarkma ve idrar tutamama cerrahisi yapan hekimlerin birçok ameliyat çeşidini başarı ile uygulayabilmesi gerekir. Çünkü her hastanın sarkma bölgesi, derecesi ve idrar tutamama şikâyeti farklı farklıdır, bu olgular için değişik ameliyatlar gerekebilir. ıdrar kaçırma ve sarkmada ilk yapılacak operasyon çok önemlidir. Eğer bu operasyon başarısız olursa sonraki düzeltmeler daha zor ve problemli olacaktır. Hekim olarak temel amacımız idrar kaçırma veya pelvik organ sarkması nedeni ile başvuran hastalarımızda yaşam kalitesini iyileştirmektir. Bunun için hastalarımızın temel şikâyetini belirlemek için dikkatli bir sorgulama yapmak ve buna sebep olan sarkma veya temel problemi anlayıp cerrahi planımızı yapmak olmalıdır. Aksi yönde yapılan müdahaleler yaşam kalitesini kötüleştirmektedir.'' İDRAR KAÇIRMA BİR HASTALIK DEĞİLDİR Jinekoloji kliniğine başvuran kadınların önemli bir kısmının idrar tutamama veya pelvik organ sarkmalarından yakındığını ifade eden Karateke, “Ancak bilinmelidir ki idrar tutamama bir hastalık değildir, idrar tutamamanın birçok sebebi olabilir. Örneğin Parkinson ve Alzheimer hastalığının ilk bulgusu olarak idrar kaçırma karşımıza çıkabilir. İdrar tutamamanın tedavisindeki başarı için anahtar nokta sebebin iyi araştırılıp tedaviye daha sonra başlamaktır" dedi. Kaynak : Bugün
Boğazınız tıkanıyor, kalbiniz hızlı mı atıyor? Ülkemizdeki 4.5 milyon kişi, ölüm korkusu, nefes alamama hissi, panik nöbetleri gibi psikolojik rahatsızlıklar yaşıyor Bunların 3.5 milyonunu da kadınlar oluşturuyor. Ama tedavi olmak için profesyonel yardım alanların çoğu erkek. Psikolojide uzun süreli endişe hali olarak tanımlanan anksiyete yani bunaltı bozuklukları yaşayanların sayısı gün geçtikçe artıyor. Türkiye'de sosyal anksiyete, yaygın bunaltı bozukluğu, obsesif, kompülsif bozukluk, panik bozukluğu, agorafobi ve özgül fobi olarak adlandırılan hastalıklara yakalanan toplam 4 buçuk milyon insan bulunuyor. Bunun 3 buçuk milyonunu ise kadınlar oluşturuyor. Toplumun yüzde 7'sinde görülen bu hastalıklar, kişilerin sosyal hayatlarını da etkiliyor . Anksiyeteye yakalananlar sürekli ölüm korkusu yaşadıkları için eve kapanıyor. Bir ortama girmeyi başaranların ise önce elleri titriyor, yüzleri kızarıyor. KORKMAYIN, YÜZLEŞİN Kalbin hızlı çarpması, nefes alamama, boğazda tıkanıklık hissi, ölüm korkusu bu psikolojik bozuklukların en önemli belirtileri arasında sayılıyor. Kadının sosyal ortama girememesi ise herhangi bir konuda fobi oluşturmasının en büyük etkeni. Hacettepe Üniversitesi "nden psikiyatr Prof. Dr. Cengiz Kılıç , erkeklerin kadınlardan daha fazla sosyal ortamda bulunmalarının, hastalıklarını fark etmelerine imkan sağladığını ifade etti. Kılıç , "Kadınlar yaşadıklarını günlük endişe hali olarak tanımlıyorlar. Dolayısıyla sorunlarını içlerinde yaşıyorlar. Genelde profesyonel yardım alanlar ise erkekler. Korkularınızla yüzleşirseniz bu hastalıklardan kurtulursunuz" diyor. Kaynak : Diplomat Haber