‘Çocuk Psikolojisi’ Kategorisi için Arşiv

Çocuğunuz ölüm acısını çizerek anlatsın

Cuma, 21 Mart 2008
Medical Park Bursa Hastanesi `nden Uzman Klinik Psikolog Elif Kutlu Merzeci , ölümün çocuklara nasıl anlatılması gerektiğini açıkladı: * Aileler ölümü çocuklarına nasıl açıklamalı? Çocuklar ölümün nasıl bir şey olduğunu çok merak eder. 2 yaşına kadar çocuklar ölümü anlayamaz. 3-4 yaşlarındaki çocuklar ise ölen kişinin gittiğini, ancak ileride geri gelebileceğini düşünürler. Ölen kişi ebeveynlerden biriyse, çocuğun yeme ve uyku düzeni bozulabilir. Bu noktada, çocuğun çevresindeki kişilerin davranışları çok önemlidir. Onun bakımını sürdürecek ve özlemini dindirebilecek, sakin bir yetişkine ihtiyaç vardır. Okul çağına gelen çocuklar, ölümün bir son olduğunu algılamaya başlarlar. Giden kişi artık gelmeyecektir. Yas sürecinin ne kadar süreceği ve o süreçteki belirtiler, çocuktan çocuğa değişir. Bu belirtiler; kaygı, korku, yeme ve uyku düzeninde bozukluk, o anı tekrar yaşamak ve `gerileme davranışı` dediğimiz yaşından daha küçük tavırlar sergilemektir. `GERİ GELECEK` DEMEYİN * Çocuğun ölen kişiyle ilgili, `Nereye gitti, geri dönecek mi?` gibi sorularına nasıl cevap verilmeli? 6 yaşa kadar bu konu hakkında çocuklara vereceğimiz cevaplar , son derece basit ve sade olmalıdır. Öncelikle ölen birini bir daha göremeyeceğimizi belirtmek gerekir. Çocuğa verilecek bu bilginin ertelenmesi veya ona yanlış bilgiler verilmesi çok sakıncalıdır. Çocuğa, `O uzak bir yere gitti, yakında gelecek`, `O biraz dinlenecek ve sonra uyanacak` gibi sözler söylemekten kaçınmak gerekir. Çocuğa, eğer istersek gözlerimizi kapatıp ölen kişinin hayalini kurabileceğimizi ve onu düşünebileceğimizi söyleyebiliriz. Bunu yapmasına yardımcı olmak için, onun geniş hayal dünyasından yararlanabiliriz. Çocuk kaybedilen kişiyi bir melek ya da gökteki parlak bir yıldız olarak tanımlayabilir. Onu bu şekilde somutlaştırması, yaşadığı şeyleri anlamasını kolaylaştırıcı bir etki yaratabilir. AĞLASIN! * Çocuklar cenaze törenlerine götürülmeli mi? Bu konuda tereddüt yaşayabilirsiniz ama bence çocuklar cenaze törenine katılmalıdır. Cenaze merasimine katılmak, çocukların ölümü anlamasını ve kabullenmesini kolaylaştırır. Ancak merasimde neler olacağı konusunda çocuğu önceden bilgilendirmek gerekir. Bu bilgilendirme, çocuğa ölümün ve gömülmenin korkulacak bir şey olmadığını anlatmak amacıyla yapılmalıdır. * Sevdiği yakınlarından birini kaybeden bir çocuğun, bu dönemden mümkün olduğunca az etkilenmesi için neler yapılabilir? Sürekli görmeye alıştığı bir akrabasını, özellikle de annesini ya da babasını kaybeden ve yas sürecinde olan bir çocuğa mutlaka destek olmak gerekir. Bu çocuğun, ölümle ilgili tüm soruları içtenlikle cevaplandırılmalıdır. Böyle bir durumda, çocuğun duygularını resim çizerek ifade etmesine izin verilmelidir. Bu hem çocuğun rahatlamasını, hem de yakınlarının onun hislerini bir nebze de olsa anlayabilmesini sağlar . Ayrıca çocuğun üzülmesine ve ağlamasına da kesinlikle engel olmamak gerekir. Belirtiler gün geçtikçe artar ve çocuğun normal hayatını altüst etmeye başlarsa ve çocuğun bakımını üstlenen sakin ve huzurlu bir yetişkin yoksa, mutlaka bir uzmandan destek alınmalıdır. Çocuklar etraflarındaki yetişkinlerin üzüntülü ve kaygılı hallerinden endişe duyup, paniğe kapılabilirler. Kaynak : Milliyet

Tek çocuk olmanın bedeli!

Perşembe, 20 Mart 2008
Şehir hayatında geniş ailelerin yerini çekirdek aile almış durumda. Çalışan annelerin sayısı ise giderek artıyor. İş yoğunluğu içinde birden fazla çocuğa yeterli ilgiyi gösterememe endişesi ve ekonomik olarak ikinci çocuğun ihtiyaçlarını karşılayamama düşüncesi tek çocuklu ailelerin yaygınlaşmasına sebep oluyor. `Biricik` evladını yetiştirirken özenli olma kaygısı taşıyan ebeveynler, aşırı koruma ve kollama gayreti sergiliyor. Çocuklarının daha özgür, daha sorumlu, zorluklar karşısında ayakta durabilen bireyler olmasını isteyen anne-babalar, bunun yolunun sınırları kaldırmak olduğunu sanabiliyor. Ailesine tüm isteklerini yaptıran çocuk, başka çocuklarla oynamayı arzuladığında sessiz, pasif, çekingen ve utangaç oluyor. İletişim kurmakta güçlük yaşıyor ve sorunlarını çözmek için anne-babasına ihtiyaç duyuyor. Sürekli ailedeki yetişkinlerle olmaya alışan çocuğun temel güven duygusu gelişiminin sekteye uğradığını ifade eden uzmanlar, bunun da çocuğun yetersizlik duygusu geliştirmesine ya da her ortamda ayrıcalık istemesine neden olabildiği uyarısında bulunuyor. Memory Center Nöropsikiyatri Merkezi Psikiyatri Uzmanı Alper Evrensel , ailedeki tek çocuğun ruhsal ihtiyaçlarına cevap vermenin kolay olmadığını bildiriyor. Büyüttükleri ilk çocukta anne babaların deneyimsiz olduğunu hatırlatan Evrensel , temel ihtiyaçlarının karşılanması sırasında sabırsız davranan çocuğun imdadına yetişen ailelerin sınırları belirlemekte güçlük yaşayabildiğini söylüyor. Her isteği kısa süre içinde yerine getirilen çocukların bu şartlanmaya çabucak uyum sağladığını ve devam eden süreçte de aynı beklenti içine girdiğini vurgulayan Evrensel , "Bu durumdaki çocuk doyumsuz, sınırsız, bencil, paylaşmakta zorlanan ve mutsuz olabilmektedir." diyor. Benmerkezciliği pekiştirilen çocukların aynı ilgiyi ileriki yaşantısında da beklediğine dikkati çeken psikiyatri uzmanı Evrensel `e göre, bu tarz çocuklar okulda, işte, yakın ilişkilerinde ilgi göremediğinde, öncelikli konuşma, karar verme hakkı ona verilmediğinde hayal kırıklığı yaşayabiliyor. İstek ve ihtiyaçlarını ertelemekte güçlük yaşayan, annelerine bağımlı, eleştiriye tahammülsüz, uyum sorunları yaşayan bireyler hâline gelebiliyor. Çevresine karşı agresif davranabiliyor ya da yeterince sevilmeye değer olmadığını düşünüp içine kapanabiliyor. Çocuk psikolojisi uzmanı Aynur Sayım da çocuğun kişilik gelişiminin aile ve çevre tutumlarıyla bağlantılı olduğunu bildiriyor. Tek çocuğa ailelerin daha fazla zaman ayırdığını, bu durumun avantajlarının yanı sıra, dezavantajları da bulunduğuna işaret eden Sayım , "Çocuk ev içinde kendini oyalamayı, yalnız oynamayı, kendi işlerini yapmayı, sorumluluk almayı başarmalıdır. Eğer aile çok koruyucu, her an gözlemci durumdaysa, çocuk da onlar olmadan bir şey yapamayacağını düşünür ve kendine güveni gelişmez." diye uyarıyor. Çocuğa engellenmeyi, isteklerini gerektiğinde ertelemeyi, dürtü kontrolünü öğretmenin ebeveynlerin görevi olduğunu hatırlatan Sayım , anne-babaların çocuğuyla güven ilişkisini oluşturması gerektiğini bildiriyor. Çocukların sosyalleşmesi için yaşıtlarıyla ve diğer kişilerle iletişim kurmasına kontrollü izin verilmesi gerektiğini söyleyen çocuk psikolojisi uzmanı Aynur Sayım `a göre, çocuğun anaokuluna gitmesi; yaşıtlarıyla oynaması, paylaşmayı öğrenmesi, otoriteye uyum ve becerilerini geliştirmesi açısından faydalı olur. Bu mümkün değilse, çocukların yaşıtlarıyla sık sık bir araya gelmesi yararlı olacaktır. Tek çocuklu aileler ne yapmalı? *Yaşına uygun kurallar koyun. Bu kuralları kararlılıkla uygulayın. *Beklemeyi ve sabretmeyi öğretin. Her istediğini anında karşılama çabasına girmeyin. *3 yaşından sonra yaşıtlarıyla ya da başka çocuklarla bir arada olmasını sağlayın. *Kreşe gönderme imkânınız yoksa çocuğu olan ailelerle sık sık görüşün. *Mükemmel olmasını beklemeyin. *Söz hakkı verin ama tüm kararları ona bırakmayın. *Uygun karar seçenekleri sunun, birisini seçmesini sağlayın. Bireyselliğinin gelişmesini destekleyin. *Giyinme, soyunma, yemek yeme, temizlik gibi her türlü öz bakımını kendisinin yapmasına fırsat verin. *Bu sırada ortaya çıkabilecek sorunlardan dolayı eleştirmeyin.

Depresif anne-babanın hasta çocuğu

Perşembe, 20 Mart 2008
BBC - LONDRA - İngiltere `nin Rochester Üniversitesi `nde yapılan bir araştırma, endişeli ve depresif anne-babaların çocuklarının daha sık hasta olduğunu ortaya koyarken, aynı zamanda stresle bağışıklık sisteminin aktifliği arasında güçlü bağlantılar buldu. Araştırmada 169 çocuk ve ebeveynleri üç yıl boyunca takip edilirken, anne-babalardan çocuklarının hastalıklarını kaydetmeleri ve altı ayda bir psikiyatrik değerlendirmelere girmeleri istendi. Sonuçta, daha yüksek `duygusal stres` altında bulunan ebeveynlerin çocuklarının diğer çocuklara oranla çok daha fazla hastalandığı ortaya çıktı. Ayrıca, stresli anne-babalara sahip çocukların kanında daha fazla bağışık hücre bulunduğu görüldü. Bilim insanlarına göre kayıtları ailelerin tutmasına izin vermek sonuçları etkilemiş olabilir fakat gene de sonuçlar, aile içi stresin çocuk sağlığı üzerinde büyük etkisi olduğuna işaret ediyor. Bristol Üniversitesi `nden Dr. David Jessop ise, "Bence çocuklar bunlarla baş edebilecek kadar kuvvetli. Bu yüzden anne-babalar sonuçları fazla kafasına takmamalı" diyor.

Annemle babamı nasıl çıldırtırım?

Perşembe, 20 Mart 2008
Her çocuk sorduğu ilginç sorular ya da edindiği birtakım alışkanlıklar nedeniyle, zaman zaman ebeveynlerini çıldırmanın eşiğine getirebilir. Psikiyatrist Dr . Sabri Yurdakul ; bu durumu yaşayan anne-babalardan gelen soruları yanıtladı ve çocukların aileleri çileden çıkaran davranışlarıyla başa çıkmanın yollarını açıkladı: * Oğlum her gece altını ıslatıyor. Bu durumu engellemek için ne yapabilirim? Gece işemelerinin 4 yaşından itibaren ortadan kalkması beklenir. Ancak bazı çocuklarda bu sorun ilkokula kadar sürebilir. Çocuk ilkokuldan sonra da gece altını ıslatıyorsa, ortada bir problem vardır. Çocuğun altını ıslatması, psikolojik sorunlara bağlanır. Bunun ne zamandır devam ettiği ve ne şekilde olduğu önemlidir. Doğduğundan beri altını ıslatan bir çocuk ile 3 yaşında altını ıslatmayı bırakmış ama sonra tekrar başlamış bir çocuk arasında fark vardır. Kardeş doğumu, yakınlardan birinin hastalığı ya da ölümü, gece korkuları, ruhsal sıkıntılar, idrar yollarındaki taş, idrar yolu iltihabı ya da gece uykusunda geçirilen epilepsi nöbeti; çocuğun altını ıslatmasına neden olabilir. Çocuk altını bilerek ve isteyerek ıslatmaz! O yüzden onu cezalandırmak, tehdit etmek veya aşağılamak sonuç vermez. Onu engel olamadığı bu durum karşısında aşağılarsanız, kendine güvenini kaybedecektir. Bunun yerine bazı önlemler almayı deneyin. Çocuğunuza gece yatmadan önce sıvı vermeyin. Yatmadan önce ve yattıktan bir saat sonra tuvalete girmesini sağlayın. Gerekirse sabaha karşı, onu bir kez daha tuvalete götürün. Bütün bu önlemler işe yaramazsa, çocuğunuzu doktora götürün. Ortada fiziksel bir neden yokken altını ıslatıyorsa, bir psikiyatristten yardım alması gerekebilir. ONA MASAL OKUYUN * Çocuğum çok geç yatıyor ve yeterince uyumuyor . Bu konuda ne yapabilirim? Çocukların uyku sorunu yaşamalarının tek sorumlusu ailenin davranışlarıdır. Uyku saati çocuklara kazandırılması gereken ilk alışkanlıktır. Büyüme hormonları uykuda çalışır yani uyku çocuk için çok önemlidir. Bu nedenle onun bir uyku düzeni edinmesini sağlayın. Anne çocuğa, "Git, yat. Uyku saatin geldi" dediğinde, baba biraz daha oturmasına izin verirse çocuğun bütün programı bozulur. Çocuğun uykusunun kaçmasına izin vermeyin . Özellikle babalara, çocukları yatarken onlara masal okumalarını tavsiye ediyorum. Çocukların doğumdan sonra sık gözlenen gece uyanmaları, bir-iki yaşından sonra azalarak devam edebilir. 3 yaşından sonra ise, çocuk gece bir ya da iki kez uyanabilir ve normalde tekrar uyuması beklenir. Tekrar uyuyamayan çocuğa, masal okumakta yarar vardır. Uyku düzeni bozuk olan çocuk, ertesi gün sinirli ve huysuz olur. Bu nedenle bir uzmandan yardım alması gerekir. Uzman ilaç öneriyorsa bu konuda çekimser davranmayın. Çocuğunuzun uyku sorunu 3 aydır sürüyorsa, bu sorunu çözme vaktiniz gelmiş de geçiyordur. TELEVİZYON SAATİ OLSUN * Kızımı televizyon başından alamıyorum. Ne yapabilirim? Televizyon bağımlılığının en büyük göstergesi; çocuğun vaktinin çoğunu televizyon karşısında geçirmesi ve televizyon seyretmesi engellendiğinde huzursuzluk yapmasıdır. Aileler, televizyon seyretmesine engel olmadıkları sürece, televizyonun çocuklarının yaşantısında ne kadar önemli bir yeri olduğunu fark edemiyor, fark ettiklerinde ise çok geç kalmış oluyorlar. Çocuğun televizyon izleme saatlerinin önceden belirlenmesi gerekir. Onun, bu saatler dışında başka şeylerle ilgilenmesi sağlanmalıdır. Oyuncakları ile oynamak, ebeveynlerinin ona masal okumaları ya da birlikte resim yapmak çocuğa sunulacak alternatifler arasında yer alabilir. Anne-babalar meşgul olduklarında, çocuğu televizyon karşısında unutmamalıdır. Çocuğunuzun televizyon bağımlısı olmasını engellemek için ona hayat boyu edineceği alışkanlıklar kazandırın ve televizyon seyretme saatlerini sınırlayın. Sadece belirli programları izlemesine izin verin ve sonra televizyonu kapatın. EVE ABUR CUBUR ALMAYIN * Çocuğum sağlıklı beslenmiyor. Sürekli abur cubur yiyor. Onu bu alışkanlığından nasıl vazgeçirebilirim? Zayıf çocuklar ne kadar sağlıksız görünüyorlarsa, kilolu çocuklar da o kadar sağlıksızdır. Kilolu çocukların ileride kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riski yüksektir. Çocukları abur cubura yönlendiren en önemli neden; televizyon ve reklamlardır. Çocuğunuza normal yemek saatlerinde sağlıklı yemek yeme alışkanlığı kazandırın. Haftada sadece bir ya da iki gün abur cubur yemesine izin verin. Genel olarak eve abur cubur alınmıyorsa, zaten çocuk bu alışkanlığı edinmez.

Bir Gecede Ne Kadar Nefessiz Kalıyorsunuz?

Cumartesi, 2 Şubat 2008
Uyku sırasında saatte 5 defadan fazla ve 10 saniyeden uzun süren solunum durmasının, kalp krizi, felç, depresyon ve konsantrasyon kaybı gibi sonuçlar doğurabileceği bildirildi. Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Barlas Aydoğan, yaptığı açıklamada, ''Uyku Apnesi'' bilinen uyku sırasında nefessiz kalmanın, günümüzün en yaygın rahatsızlıklarından biri olduğunu ve ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Aydoğan, üst solunum yolu ve merkezi sinir sisteminin tembelliği ile ortaya çıkan nefessiz kalmanın, genellikle burundaki etler, kıkırdak eğirilikleri, küçük dil ile ilgili sorunlar, bademcikteki büyüme, çenenin küçük olması gibi nedenlerle ortaya çıktığını belirtti. Üst solunum yolunun uyku sırasında tekrar tekrar tıkanması ile kendini gösteren apnenin, kişinin gündelik yaşamını etkileyici, hatta ölümcül riskler taşıyan sonuçlar doğurabileceğini anlatan Prof. Dr. Aydoğan, şöyle konuştu: ''Uyku apnesine maruz kalan kişi, gün içinde aşırı uyku hali, konsantrasyon kaybı yaşar. Bunun yanı sıra sabah dinlenmeden kalkma, horlama, aşırı terleme, sık tuvalete gitme, ağızda kuruluk, dikkat eksikliği, konsantrasyon eksikliği, depresyon da apnenin sonuçlarıdır. Uyku sırasında kalbe düzenli oksijen gitmemesi kalp krizlerine, beyne oksijen gitmemesi ise felçlere neden olabilir. Bu tür şikayetler, göz ardı edilmemeli, kişi mutlaka uyku testine tabi tutulmalı.'' -''SAYISI VE SÜRESİ ÖNEMLİ''- Apnenin, uyku sırasında saatte 5 defadan fazla ve 10 saniyeden uzun süren solunum durması olarak adlandırıldığını belirten Prof. Dr. Barlas Aydoğan, bu sayının artmasının ise hastalığın şiddetini de artıracağını kaydetti. Apnenin tedavi öncesi olarak uzman doktor tarafından gruplandırılması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Aydoğan, bunun için ise kişinin polisonografi denilen uyku testine tabi tutulması ve tedavisinin de test sonuçlarına göre yapılması gerektiğini bildirdi. Polisonografi ile kişinin gece boyunca, beyin dalgaları, göz hareketleri, solunum sayılarının kontrol edildiğini anlatan Prof. Dr. Aydoğan, değerlendirmeye göre cerrahi müdahale ve ilaçla tedavi yöntemlerinin uygulandığını kaydetti. Prof. Dr. Aydoğan, uyku apnesinden korunmak için aşırı kilonun yanı sıra, alkol, sigara, kafein içeren maddelerden de uzak durulması gerektiğini sözlerine ekledi. Kaynak:TV8

Hiperaktivite Bozukluğu

Salı, 22 Ocak 2008
Tedaviye başlamak için erken tanı çok önemli. Aşırı hareketlilik, dikkat eksikliği ve denetlenmesi güç atak davranışlar... Çocuklarda sıkça görülen "Hiperaktivite Bozukluğu"nun tedavisi için erken tanı gerekiyor. Aileler ve öğretmenlerin bilgi sahibi olması ise tedavi sürecini kolaylaştırıyor. "Hiperaktivite bozukluğu" çocuklarda 3 ile 18 yaş arasında ortaya çıkıyor. Uzmanlar, "Çocuğun yaşıtlarından çok daha hareketli, çok daha dikkatsiz çok daha tehlike tanımaz, atak davranışları olduğu fark edildiğinde çocuk psikiyatrisine başvurmakta fayda var." diyor. Tedavi sürecinde ailelere büyük görev düştüğünü belirten uzmanlar şunları söylüyor: "Anne baba eğitim almazsa, bu konuda bilgili olmazsa tedavide geri kalmalar olabilir... Çok küçük yaşta ilaç hemen başlanmasa bile bir takım davranış değiştirme yöntemleri anne, baba eğitimi ile davranışların daha yoluna girmesi kolaylaşabilmekte." Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Psikiyatrisi Bölümü'nde anne-babalar eğitilerek, çocuklara nasıl davranılası gerektiği anlatılıyor. Kaynak : TRT

‘Zayıf’lı karneye kızmayın

Salı, 22 Ocak 2008
YARIYIL tatilinde karnesinde zayıf olacak öğrenciler için, uzmanlar velileri bir kez daha uyardı. Her karne döneminde tatsızlıklar ve üzücü durumlar yaşandığını belirten Ankara Gazi Üniversitesi Çocuk Psikiyatrisi Bölümü öğretim üyesi Prof.Dr.Selahattin Şenol, “Neden kötü karne getirdin?” sorusuyla sıkıntının başladığını söyledi. Şenol velilere şu tavsiyelerde bulundu: “Başarısız bir karne ile karşılaşan aile ve çocuğun yaşadığı üzüntüleri bitirip, böyle bir sonucu yeniden yaşamamak için birlikte nedenleri gözden geçirmeleri ve çözümler üretmeleri gerekmektedir.” Kaynak: Akşam