Merkezden çıkın
Cuma, 21 Mart 2008
Size bir şey danışmak istiyorum; ben panik atak hastasıyım ve ÖSS sınavına gireceğim. İlk olmayacak ama yine de çok korkuyorum ya bir şey olursa diye.
Derin nefes alma egzersizini alışkanlık haline getirin . Bu tarz panik anlarında çok işinize yarayacak. Burnunuzdan üç kerede derin nefesinizi alıyorsunuz, iki saniye içinizde havayı tutuyorsunuz ve ağzınızdan bir kerede havayı dışarı bırakıyorsunuz. Olumlu telkin de çok önemli. "Her şey yolunda, ben iyiyim, rahatım, sakinim, huzurluyum, her şey çok iyi olacak&" gibi telkinleri alışkanlık haline getirmelisiniz. Panik atakla mücadelemizin diğer bir ayağını faaliyetler oluşturuyor. Kendinizi merkezden çıkartmadıkça bu rahatsızlıktan kurtulamazsınız. Başka insanların menfaati için çalışmayı alışkanlık haline getirmelisiniz. Bunun için hayatınızı yeniden gözden geçirmelisiniz. Ben kimim ve nelerle uğraşıyorum? Bu soruların cevabından yola çıkarak kendinize bir rota çizmelisiniz. Hayatın gerçekleri sadece ÖSS ile sınırlı değil. Sizin her daim iyi olmanız
gerekiyor. İnsanlık sizden hizmet bekliyor.
Bahar sendromu
Şu bahar ayındaki sendromları giderebilmek için neler yapmak gerek? İmkanım yok doktora gidemiyorum. Yardıma ihtiyacım var özellikle bazı günlerde çok daha sıkıntılı geçiyor. O zaman ne tür ilaç kullanmamı tavsiye edersiniz?"
Bol hareket sizin ilacınız. Vücudunuzda biriken enerjiyi ancak kullanarak vücudunuzdan atabilirsiniz. Temiz havaya çıkın ve bolca yürüyüş yapın. Bazı günler için de hareket etme imkanınız yok ise mümkün olduğunca insanlardan uzak olmaya gayret gösterin. Şayet bol hareket ederseniz enerjinizi atacağınızdan insanlarla da iletişimde sorun yaşamazsınız. Bu günlerde östrojen (oğul otu, ada çayı, anason, papatya & bunlardan birini seçin ve çay gibi demleyerek için) ve seratonin (kakao, karanfil , zencefil, muz , bulgur, havuç&) takviyesi sizi rahatlatacaktır.
Korkular&
43 yaşındayım. 1 yıl önce babam ve ağabeyim kan problemi yüzünden rahatsızlık geçirdi. Bu rahatsızlığın sonucu genetik olduğu için bende de var ve beni rahatsız etmeye başladı. Bir yıl önce bu korkuyu yaşadım. 1 ay önce ağabeyimi kaybettim. Bu bende çok büyük bir problem oldu. Şu anda içimde bir korku var. Bu ölüm korkusu, bıraktığı yükü taşıyamama korkusu ve her an kötü bir haber alacakmışım duygusu gibi halk dilinde yürek kabarıklığı denen olay mevcut. Henüz atamadım. Yazılarınızı devamlı takip ediyorum. Oğul otuna devam ediyorum. Bu arada muayene olduğum psikiyatrist panik atak teşhisi koyup ilaç önerdi ama ben kullanmak istemiyorum. Sizin önerileriniz nelerdir? Teşekkürler."
Korkular& Yaşamış olduğunuz durum anksiyete, yani kaygı bozukluğu. Panik bozukluk teşhisi koyabilecek belirtilere dair hiçbir ipucu yok yazdıklarınızda.
Kaygı: Kişinin davranışlarını ve sosyal hayatını kısıtlayan; stres, gerilim ve huzursuzluk halidir. Panik bozukluk: Aniden ve beklenmedik bir şekilde ortaya çıkan; kalp çarpıntısı, terleme, titreme, göğüs ağrısı, nefes almada güçlük, kişinin kendini çıldıracakmış gibi hissetmesi şeklinde görülen yoğun bir kaygı nöbetidir. Şimdi buradan bakıldığında sizin kaygılarınız ile mücadele etmeniz gerekiyor. Bunu sağlamanın tek yolu da zihni meşgul etmektir. Zihninizi farklı faaliyetler ile meşgul etmedikçe bu kaygılar sizde var olacak ve sizi günlük hayattan alıkoyacaktır. Derhal aktivitelere başlamalısınız. Mesleki, sporsal, sosyal ve sanatsal faaliyetleriniz olmalı. Bu faaliyetler sizi rahatlatacak ve zihninizi meşgul edecektir. Oğul otuna iki ay boyunca devam edin . İki ayın sonunda oğul otu yerine anason veya papatya çayına başlayabilirsiniz.
gerekiyor. İnsanlık sizden hizmet bekliyor.
Bahar sendromu
Şu bahar ayındaki sendromları giderebilmek için neler yapmak gerek? İmkanım yok doktora gidemiyorum. Yardıma ihtiyacım var özellikle bazı günlerde çok daha sıkıntılı geçiyor. O zaman ne tür ilaç kullanmamı tavsiye edersiniz?"
Bol hareket sizin ilacınız. Vücudunuzda biriken enerjiyi ancak kullanarak vücudunuzdan atabilirsiniz. Temiz havaya çıkın ve bolca yürüyüş yapın. Bazı günler için de hareket etme imkanınız yok ise mümkün olduğunca insanlardan uzak olmaya gayret gösterin. Şayet bol hareket ederseniz enerjinizi atacağınızdan insanlarla da iletişimde sorun yaşamazsınız. Bu günlerde östrojen (oğul otu, ada çayı, anason, papatya & bunlardan birini seçin ve çay gibi demleyerek için) ve seratonin (kakao, karanfil , zencefil, muz , bulgur, havuç&) takviyesi sizi rahatlatacaktır.
Korkular&
43 yaşındayım. 1 yıl önce babam ve ağabeyim kan problemi yüzünden rahatsızlık geçirdi. Bu rahatsızlığın sonucu genetik olduğu için bende de var ve beni rahatsız etmeye başladı. Bir yıl önce bu korkuyu yaşadım. 1 ay önce ağabeyimi kaybettim. Bu bende çok büyük bir problem oldu. Şu anda içimde bir korku var. Bu ölüm korkusu, bıraktığı yükü taşıyamama korkusu ve her an kötü bir haber alacakmışım duygusu gibi halk dilinde yürek kabarıklığı denen olay mevcut. Henüz atamadım. Yazılarınızı devamlı takip ediyorum. Oğul otuna devam ediyorum. Bu arada muayene olduğum psikiyatrist panik atak teşhisi koyup ilaç önerdi ama ben kullanmak istemiyorum. Sizin önerileriniz nelerdir? Teşekkürler."
Korkular& Yaşamış olduğunuz durum anksiyete, yani kaygı bozukluğu. Panik bozukluk teşhisi koyabilecek belirtilere dair hiçbir ipucu yok yazdıklarınızda.
Kaygı: Kişinin davranışlarını ve sosyal hayatını kısıtlayan; stres, gerilim ve huzursuzluk halidir. Panik bozukluk: Aniden ve beklenmedik bir şekilde ortaya çıkan; kalp çarpıntısı, terleme, titreme, göğüs ağrısı, nefes almada güçlük, kişinin kendini çıldıracakmış gibi hissetmesi şeklinde görülen yoğun bir kaygı nöbetidir. Şimdi buradan bakıldığında sizin kaygılarınız ile mücadele etmeniz gerekiyor. Bunu sağlamanın tek yolu da zihni meşgul etmektir. Zihninizi farklı faaliyetler ile meşgul etmedikçe bu kaygılar sizde var olacak ve sizi günlük hayattan alıkoyacaktır. Derhal aktivitelere başlamalısınız. Mesleki, sporsal, sosyal ve sanatsal faaliyetleriniz olmalı. Bu faaliyetler sizi rahatlatacak ve zihninizi meşgul edecektir. Oğul otuna iki ay boyunca devam edin . İki ayın sonunda oğul otu yerine anason veya papatya çayına başlayabilirsiniz.
olarak düşündüğümüz sınav kaygısını azaltmaya, yok etmeye çalıştık. Bütün çözüm önerilerimizi bu temel üzerine bina ettik. Hâlbuki bir şeyin zararından kurtulmanın tek yolu onu yok etmek değildir. Örneğin; bir insanın bizi öldüreceğinden endişe duyuyorsak bizim için önemli olan ölmemektir. Bu ise, sadece ve sadece karşımızdakiyle savaşıp onu yok etmekle mümkün değildir. Uzlaşmak, kaçmak, korunmak gibi başka çözümler de vardır. Çünkü görünen çözüm, tek çözüm değildir” şeklinde konuştu.
YÖNTEMİN ADI “SPREY”
Güllü , bugüne kadar uygulanan yöntemi `file leblebi atmaya` leblebi fili engellemediği gibi üstelik dönüp onu beslemekte olduğu için, kendi yöntemini ise bayıltarak etkisiz hale getiren `sprey silahlara` benzetti. Bu yüzden yöntemine `sprey` adını verdiğini söyleyen Psikolog Güllü daha sonra sözlerine şöyle devam etti:
“FAREYİ ASLAN OLARAK GÖSTERDİM”
Güllü , uyguladığı yöntemde ilginç örnekler vererek, “Biz bugüne dek fareyi aslan olarak tanıttık adaylara. Onlar da fareye aslanmış gibi tepki verdiler haliyle. Çünkü kişi dış dünyadaki gerçeğe değil, bu gerçeğin zihninde oluşan algısına tepki verir. Çünkü kişi için gerçek, algıladığıdır. Aslında sınavda öğrencileri başarısız yapan sınav kaygısı değil; `sınav kaygısı`, yani sınav kaygısından duyulan korkudur. Sınav kaygısı konusunda biz bugüne kadar 2 temel stratejiyle, kaçınma ve savaşma prensipleriyle hareket ettik. Öncelikle kaçınmayı, yani kaygılanmamaya çalışmayı telkin ettik adaylara. Bu; kaygıdaki ufacık bir doğal artışta `eyvah, kaygılanmamam gerekiyordu, bak başaramadım, yine kaygılandım` duygusuna, bu duygu da mevcut kaygı düzeyinde daha da bir artışa yol açtı. Akabinde ise; `madem kaygılanmamayı başaramadım, o halde başarmak için önümde tek bir seçeneğim kaldı: Sınavı başarmak için kaygımı mutlaka yok etmeliyim!` şeklinde kaygıyla savaş mantığı üzerine kurulu ikinci bir strateji hatasına düştük. Yani, asla yok edemeyeceğimiz gayet insani bir duygumuza körü körüne savaş açtık. Üstelik de en olmadık zamanda. Tam da sınav esnasında. Oysa kazanılamayacak her savaş kişileri, savaşmadan evvelkinden bile daha da kötü bir hale getirir. Hâlbuki savaşmadan da sonuç almak mümkündür. Tarihte birçok savaş meydanlarda kılıçla değil, masa başında savaş dışı yollarla kazanılmıştır” dedi.
“BİRİNCİ KAT VE BEŞİNCİ KAT BENZETMESİ”
Güllü , “ İnsan organizması o kadar muhteşem bir fabrika ki hiçbir zaman anormal kaygı üretmiyor. Örneğin birinci katın penceresini silen bir kadının organizmasında ortaya çıkan korku beşinci katın penceresini silerken sahip olunan korkuyla bir olmuyor. Çünkü bizi korumaya ve bunun için uygun duygusal tepkiler vermeye yönelik olarak programlanmış olan organizmamız birinci kattan düşüldüğünde yaşanılacak tehlikeyle beşinci kattan düşünce ortaya çıkacak sonucun bir olmadığının farkında. Yine ormanda yürürken karşımıza kedi çıktığında yaşanılan korkuyla aslan çıktığı zaman yaşanacak korku da bir değildir” dedi.
“SADECE KORKUNUN ŞİDDETİNE BAKTIK”
Güllü , “Biz bugüne dek , tabiri caizse, `kediden mi korktuk aslandan mı korktuk` bunu dikkate almadık, sadece korkunun şiddetine baktık, aslandan korkan adamın bu son derece insani olan duygusunu sırf şiddeti fazla diye anormal kabul edip bunu; fili leblebi atarak öldürmeye çalışmak misali bazı sonuçsuz sığ çabalarla yok etmeye çalıştık. Hâlbuki bir duygunun şiddeti biraz fazla olunca o duygu başka bir duyguya dönüşmüş olmuyor. Mesela grip biraz şiddetli seyredince bu kanser olduğumuz anlamına gelmiyor. Grip; hafif de yaşansa, şiddetli de seyretse griptir. Hayatımızı belirleyecek bir sınava giriyoruz. Bu kadar anlamlı bir sınavdaki kaygımız Lise 2 Kimya sınavındaki kaygımızla elbette bir olmayacak. 10 bin metre koşan bir atletin sarf ettiği ter miktarı bin metre koşan bir atletin sarf ettiği ter miktarıyla nasıl aynı olabilir? 10 bin metre koşan atletin harcadığı teri sırf `miktarı fazla` diye anormal kabul edip bu ter miktarını azaltmaya, hatta yok etmeye çalışma uğraşısının başarıyla sonuçlanmasının mümkün olmayacağı gibi, bu yanlış uğraşı bahsi edilen kişinin performansına da zarar verecektir” dedi.
“ATEŞ GÜNAH KEÇİSİDİR”
Öğrencilerin içindeki sınav heyecanını `sobanın içinde yanan ateşe`, kaygıdan dolayı başarısız olan öğrenciyi de `sobadaki ateş şimdi evi yakacak` diye düşünürken mutfakta yemeğini yakan aşçıya benzeten Güllü , “oysa her ateş evi yakmaz . Bunda, ateşin ateş olması kadar bu ateşin nerede yandığı ve bizim ne yaptığımız da önemlidir. Eğer ateşin nerede yandığını göz ardı eder, sobadaki ateşi kanepenin üstünde yanan ateş gibi algılar ve ona göre tepki verirsek evi kendi elimizle bizzat kendimiz yakabiliriz. Böylesi bir durumda evi yakan aslında ateş değildir, bizizdir. Burada ateş sadece günah keçisidir` dedi.
“YÖNTEM TAMAMEN BİLİMSEL”
Geliştirdiği yönteminin temelde psikoloji biliminin genel bilgi ve ilkelerine dayandığını, zaman içindeki uygulamalarla daha da geliştirilerek sistematik bir tedavi metodu haline getirildiğini, bahsi edilen metodunun gerek bireysel olarak, gerekse grup seansları ve/ya seminer programları halinde uygulanabildiğini vurgulayan Psikolog Güllü , bu yöntem sayesinde sınavı kazanabilecek düzeydeki pek çok öğrencinin başarısız olmaktan kurtulabileceğini, ayrıca sınav öncesi dönemde artan psikiyatrik ilaç kullanımının büyük oranda azaltılabileceğini, böylece ülke ekonomisi açısından belli oranda tasarruf da sağlanabileceğini sözlerine ekledi.
Her karne döneminde tatsızlıklar ve üzücü durumlar yaşandığını belirten Ankara Gazi Üniversitesi Çocuk Psikiyatrisi Bölümü öğretim üyesi Prof.Dr.Selahattin Şenol, “Neden kötü karne getirdin?” sorusuyla sıkıntının başladığını söyledi. Şenol velilere şu tavsiyelerde bulundu: “Başarısız bir karne ile karşılaşan aile ve çocuğun yaşadığı üzüntüleri bitirip, böyle bir sonucu yeniden yaşamamak için birlikte nedenleri gözden geçirmeleri ve çözümler üretmeleri gerekmektedir.”
Kaynak: Akşam